Bir gün hiç kimsenin önünde duramayacağı sel gibi sokağa çıkılacak, şalterler indirilecek!
Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Turgut Yokuş ile konuştuk:
Oğlun Ölmeden: Bu savaş neden alevlendi?
Turgut Yokuş: AKP, 2002’de iktidara ilk geldiğinde toplumun temel sorunlarını çözeceğine dair bir beklenti yarattı. Süreç içinde hep oyalamacı bir taktik uyguladı. Ama 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı aşması tüm planlarını altüst etti. Baraj aşılmasaydı çok kolaylıkla başkanlığını ilan edecekti. Ancak 7 Haziran öncesinde de birtakım mesajlar verildi topluma, 400’ü verin rahatlayın, kaos olmasın diyordu. Aslında bugün yaşadığımız kaos ortamı AKP ve kalemşörleri tarafından gizliden gizliye inşa edilmişti.
Savaşın alevlendirilmesinin tek nedeni, özellikle Kürdistan’daki seçimlerde sıfırlanmasıdır. Mesela AKP Ağrı’da hiç milletvekili çıkaramadı. AKP çıkarcı mantıkla hareket edip, “siz bana oy vermiyorsunuz” diyerek, barış görüşmelerini sürdürenleri iyice karşısına aldı.
Üst üste toparladığımızda savaşın alevlendirilmesinin nedeni bence şudur: AKP ve Tayyip Erdoğan bugüne kadar istedikleri dalaveraları çevirip mecliste çoğunluğu alıyorlardı. 7 Haziran’da kazanamadılar, ne yapıp edip seçimleri almak, yeniden tek başına iktidar olabilmenin yolunun HDP’ye verilen oyları bir biçimde düşürmekten geçtiğini düşündüler. HDP’yi karalayarak, milliyetçiliğe oynayarak, “Bunlar terörist”, “nasıl olsa Kürtlerden hayır yok” dediler, bir kısım Kürdü de korkutarak ve birtakım hilelerle sindirdiler. İlk defa kaybettiren HDP olduğundan kazanmak için her yol mübahtır mantığıyla hareket edildi. Ve savaş bu nedenle körükleniyor.
Oğlun Ölmeden: Bu savaşta neden hep yoksullar ölüyor.
Turgut Yokuş: Savaş kelime anlamıyla da ölüm demektir. Dolayısıyla siz savaşı başlattığınızda birileri ölür. Dünyanın her yerinde böyledir. Savaşa karar verenlerin kendileri, akrabaları, yakınları cepheye sürülmezler hiçbir zaman. Savaş biraz da sınıfsal bakış açısı da gerektirir.
Turgut Yokuş: Savaş kelime anlamıyla da ölüm demektir. Dolayısıyla siz savaşı başlattığınızda birileri ölür. Dünyanın her yerinde böyledir. Savaşa karar verenlerin kendileri, akrabaları, yakınları cepheye sürülmezler hiçbir zaman. Savaş biraz da sınıfsal bakış açısı da gerektirir.
Toplumun belli bir kesimi hegemonik kapitalist sistemde 3-5-6 yılda bir çıkarılan bedelli askerlik üzerinden askere gitmiyor, oyalanıyor, üniversitelere gidiyor belli bir yaşa kadar bir yolunu buluyor ve gitmiyor askere. Bir başka kesim ise bakanlar, müsteşarlar falan çocuklarına baktığımızda çürük raporu almışlardır. Dolayısıyla geriye kimsesi olmayanlar kalıyor. Kimsesi olmayan çocuklar da savaşın yoğun olduğu bölgelere gönderiliyor. Maddi durumu iyi olanların çocuğu bir biçimde askere gitmiş ve silah altına alınmışsa nereye gönderilir, Isparta’ya gönderilir. Ama Türkler, Kürtler, Alevi, Laz, Çerkez ya da başka halklardan olsun eğer yoksulsa onun gideceği yer bellidir. Savaşın en yoğun olduğu bölgelere gönderilir, cepheye sürülür. Asker olsun, polis olsun, gerilla olsun savaşa özellikle devlet cephesinden baktığımızda yoksul çocuklarının savaş cephesine gönderildiğini ‘90’ların başından beri biliyoruz.
Oğlun Ölmeden: Sizce Kürt sorununun çözümü nasıl olmalıdır?
Turgut Yokuş: Kürt sorunu çok derin, toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik argümanları olan bir sorundur. Türkiye’nin en kapsamlı sorunlarından biridir. Türkiye’nin kuruluşundan beri tekçi zihniyet hakimdir. Tek dil, tek din, tek mezhep gibi tekçi argümanlarla yürüyen Cumhuriyetle, bütün halklar inkar edildiği gibi bir ülkede, Kürtler de inkar edildi. Çok yoğun baskılı dönemler yaşandı.
Turgut Yokuş: Kürt sorunu çok derin, toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik argümanları olan bir sorundur. Türkiye’nin en kapsamlı sorunlarından biridir. Türkiye’nin kuruluşundan beri tekçi zihniyet hakimdir. Tek dil, tek din, tek mezhep gibi tekçi argümanlarla yürüyen Cumhuriyetle, bütün halklar inkar edildiği gibi bir ülkede, Kürtler de inkar edildi. Çok yoğun baskılı dönemler yaşandı.
Uzun yıllar sonra iş “Kürt yoktur”dan, Kürt var ama…”ya geldi. Kürt sorununa şu cepheden bakmak gerekir biraz da: İnsanların doğuştan gelen, insan olmaktan kaynaklı hakları vardır. Dini, dili, kültürü bir olan bir halktır. Şuna inanıyorum ki, yıllarca Kürt sorunu üzerinden kendilerini yaşatan iktidarlar, kanla besleniyorlar.
İnsan olmaktan kaynaklı hakları anayasal güvenceye aldığın takdirde, herkese eşit şekilde yaklaştığında bu sorunun çözülebileceğine inanıyorum. Burada sorunu çözümsüzlüğe iten, devlet tarafından ciddi bir iradenin ve isteğin oluşmaması. Bunun da bir çok nedeni vardır.
İnsan olmaktan kaynaklı hakları anayasal güvenceye aldığın takdirde, herkese eşit şekilde yaklaştığında bu sorunun çözülebileceğine inanıyorum. Burada sorunu çözümsüzlüğe iten, devlet tarafından ciddi bir iradenin ve isteğin oluşmaması. Bunun da bir çok nedeni vardır.
Türkiye’de her ne kadar halkın beyninin içine milliyetçilik ve şovenizm mi sirayet etmişse de bin yılı aşkın süredir beraber yaşayan bu halklar, etle tırnak gibi birbirinden ayrılmaz. Ben, beraber yaşama iradesini gösterebileceklerine inanıyorum. Temel sorun, bugüne kadar iktidar olmuş olanların gizli ya da açık bu konuda net irade göstermemeleri, ilgi, çaba sarfetmemeleri. Çözmek istememeleri.
Oğlun Ölmeden: İşçiler bu savaşa karşı ne yapmalılar?
Turgut Yokuş: Maalesef Türkiye’de işçi sınıfı çok sorunlu. Savaş demek ekmeğin küçülmesi demektir. Savaşta binlerce insan ölür, Türkiye’de insanlık ölüyor. Çocuklar öksüz bırakılıyor. Tarihe baktığımızda binlerce faili meçhuller, katliamlarla dolu. Devlet savaşa harcadığı parayı toplumun yararı için harcasa çok daha iyi olurdu.
Turgut Yokuş: Maalesef Türkiye’de işçi sınıfı çok sorunlu. Savaş demek ekmeğin küçülmesi demektir. Savaşta binlerce insan ölür, Türkiye’de insanlık ölüyor. Çocuklar öksüz bırakılıyor. Tarihe baktığımızda binlerce faili meçhuller, katliamlarla dolu. Devlet savaşa harcadığı parayı toplumun yararı için harcasa çok daha iyi olurdu.
İşçi ve emekçi kesim sınıfsal bir tutum belirlemeli. Ezilenden yana olanlar, “Bu savaş bizim savaşımız değil!” diye haykırmanın ötesine geçmeliler. Ama birilerinin, kendi koltuklarını kaybetme korkusuyla çıkardıkları bir şey bu savaş. Faturası da işçiye, emekçiye ve halklara oluyor.
12 Eylül’den beri halkların beyinlerinin rehin alınmasından kaynaklı güçlü bir tepki geliştirilemedi. Ancak ben bu konuda da umutluyum. Sendikalar işçi sınıfı içinde örgütlenme çalışmalarını yapacaklardır. Kamu kesiminde de örgütlenmeler var çok olmasa da, bunun bilincinde olanlar var. Önemli olan bu bilinci bütün emekçilere, işçi sınıfına yaymaktır. Bir gün hiç kimsenin önünde duramayacağı sel gibi kitleler sokağa çıkıp “yeter” diyecektir. Sokağa çıkılacak, şalterler indirilecektir. İşçi sınıfının özgür, eşit, insanca yaşayabilmesi de barıştan geçmektedir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder