“askere aldı
beni franko
acımasız bir er
yaptı
kaçmadım çünkü
korktum
kurşuna dizer
diye
korktum o yüzden
savaştım
hak ve özgürlüğe
karşı…”
Atilla Jozef
Sanat bir insan
edimidir. İnsana güzellikler sunar. Savaş ise insanın imhasını amaçlar. Sanatçı
savaşa karşı çıkışını yüksek sesle söylemelidir. Bu önce insan, sonra da
sanatçı olmanın koşullarından biridir. Sanatçılar, savaş yanlısı “tavırsızlar”
olarak anılmak ve yıllarca alınlarında bu lekeyle dolaşmak istemiyorlarsa;
yüksek sesle, “ama”sız savaşa hayır demelidirler.
Macar şairi
Sendor Petofi günümüzde barış mümkün değildir, savaş teknolojiyi
geliştirmektedir diyenlere şunları hatırlatmaktadır: Bir zamanlar kölesiz bir
yaşam düşünülemezdi. Ama insanlık gelişti köleler ayaklandı. Demek ki iradi
olarak tabi mücadeleyle savaşa karşı mevziler kazanılabilir.
Mikail Solohov,
‘Barışın düşmanları aklın sesine kulak vermek istemiyorlar, her yeri bir anda
sararak dünya yüzünde tüm yaşamı yok edecek alevlerin üzerine benzin dökmeye
hala devam ediyorlar’ diyordu. Yine Solohov, yazarın - sanatçının kendisini çatışmaların
dışında, Olympos tepelerinde yükselmiş ve insan sorunlarına kayıtsız kalan bir
ilah olarak görmemesi, insanlık için, barış için de çaba göstermesi gerektiğini
söylemiştir.
Henri Barbusse
de bu konuda tavrını açıklamıştır:
Yalnızca kendi halkının davasını görebilen kişi kendi halkına da ihanet ediyor demektir. zira bu halkın da diğerleriyle beraber karmakarışık bir halde içine düşeceği katliamları hazırlamış olmaktadır. değişme için çalışmayan kötülük için çalışıyor demektir. Enternasyonalist olmadan, özgürlükten yana olunamaz.
Halil Cibran’ın
ifadesiyle:
‘Zalim zulmünü
işletirken, ak ellilerin elleri temiz kalamaz.’ Yani susan herken suç
ortağıdır.
Kimi
politikacının savaşın kapısında “kaç insan öldürür, kaç oy alırız” hesapları
yaptığı bu günlerde, sanatçıların sessiz kalması açıklanamaz. Savaşı başlatan
iktidara karşıymış görünen ama “kan istiyoruz” diye sağa sola saldıran linç
ordusu da savaş yanlısıdır. Sanatçıların, bu güruhun aldattığı insanlara en
büyük bayrak asmakla “En büyük vatansever” olunmadığını anımsatması gerekiyor.
Savaşın
tırmandığı ve çocuklara kıyılmaya başlandığı son bir ayda ses çıkarmaktan
sesimiz kısıldı. Ama konuşmaya, yazmaya, çizmeye, bestelemeye, oynamaya,
yürümeye devam ediyoruz. Edeceğiz.
Konuyla ilgili yazdığım
makalelerden birinden alıntı yaparak bitiriyorum –şimdilik- diyeceklerimi:
“Savaş başladı
mı asker de, polis de, gerilla da, siviller de ölür!
İşçi – emekçi-
küçük üretici değil sermayenin desteklediği dikta yönetimi kazanır.
Bunları sormaz-
sorgulamazsanız savaş yanlısı olabilirsiniz.
Ve savaşın,
onyıllardır sürdürülen inkar politikasının sonucu olduğunu anlayamazsınız.
Eyy bu savaşta
sadece “resmi açıklamalar”a inananlar Eyy ölenleri sadece rakam olarak görenler
ya da hiçbir şey görmeyenler.
‘Cumartesi
Anneleri’nin varlığından dahi haberdar olmayanlar,
Hapishanelerde
muhaliflere yapılan eziyetleri bilmeyenler.
Devletin
katlettiği yüzlerce çocuğun adını bile duymayanlar.
Magazin
programları izleyen veya “haber” diye safsata dinleyenler.
Ya da fildişi
kulelerinde “sanat” yaptığını iddia edenler.
Hâlâ anlamadınız
mı?
Sustukça suç
ortağı oluyorsunuz.
Üzerinize kan
sıçrıyor.
Hem de
çocukların kanı.
Adil Okay
* Arasöz – Sanat
ve Politika Dergisi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder