Türk
Traktör direnişinde işten atılan öncü işçi Emre Cevizoğlu ile Oğlun Ölmeden Kampanyası
üzerine konuştuk:
Oğlun Ölmeden: Türk Traktör direnişinden sonra atıldın. Fakat
fabrikadaki işçilerle bağın kesilmedi. Şimdi neler oluyor fabrikada?
Emre Cevizoğlu: Türk Traktör’de grev sonrasında harekette bir yükseliş oldu daha sonra bir düşüş oldu. Yeniden bir şeyler yapmakta zorlandı işçiler. Çünkü arkadaşlarda bir yenilgi psikolojisi oldu. ‘Kaybettik, olmadı istediğimizi alamadık’ gibisinden şeyler oldu. Uzun bir süre arkadaşlar bir şey yapmaktan geri düştü. Bu işin başını çeken içeriden birkaç arkadaşla bir şeyler yapmaya çalıştık. İki üç ay sonra bu psikoloji biraz değişmeye başladı. Şöyle ki, birçok talebimizi yerine getirmeye başladılar. Aslında anında değil de yavaş yavaş oldu. Maaşlara belli bir iyileştirme aldık, maaşlarda kısmi bir düzelme oldu. Biraz ikramiye verdiler. Çalışma koşullarımızla ilgili taleplerimiz vardı; yemekler, servisler, içerdeki işveren baskısı,.. bunlarda da düzelme yaşandı. En son tabii sendikaya karşı bir kazan kaldırmamız vardı, bu da kısmi olarak başarılı oldu gibi. Sonuç itibariyle siz de takip etmişsinizdir, Türk Metal’deki gelişmeleri. O yenilme ve dağılma ruh hali şimdi yavaş yavaş değişmeye başladı. Şimdi sendika seçimleri var 7 Ekim’de seçimlere hazırlık yapıyorlar. Tabii bu işçilerin çoğu direnişin tadını aldı o nedenle iyi bir sonuç alırlar diye düşünüyorum.
Oğlun Ölmeden: Türk Traktör’deki sendika seçimleri işçilerin
istediği gibi gidecek mi?
Emre Cevizoğlu: Bizim asıl amacımız bu sendikayı değiştirmekti, fakat Türkiye’de maalesef adam gibi bir sendika yok. Gerçekten işçinin haklarını savunan bir sendika yok. Biz sendikadan istifa ettikten sonra aslında işçi bir boşluğa düştü, bütün fabrikalarda da ortaya çıktı bu durum. Denize düşen yılana sarılır hesabı kimisi gitti BMİS’e, kimisi gitti Çelik-İş’e. Renault, bildiğim kadarıyla çoğunluğu BMİS’e üye oldu. TOFAŞ gitti Çelik-İş’e üye oldu. Diğer sendikasız fabrikalarda da hala böyle şeyler var; bu da tamamen alternatifsizlikten dolayı
İşçi, tamam TM’den
istifa etti ama onun yerine ne koyacak? Burada büyük bir soru işareti vardı, şu
anda da en çok gündem bu aslında. Yani işçinin kafasını karıştıran sorun bu. Özellikle
bu genç işçilerde “TM’den istifa ettik de onun yerine ne getireceğiz”, “Bir şey
de yapamadık”, “BMİS mi, Çelik-İş mi?” soruları yoğun. Bağımsız sendika kurmak
için de ciddi bir mücadele gerekiyor. Yani öyle ha deyince olacak bir şey
değil. Altyapısının oluşması lazım, koşulların oluşması lazım. O da olmayınca
işçinin bir ayağı boşta kaldı. O da ne yaptı, Çelik-İş mi, BMİS mi, TM mi
derseniz bana kişisel olarak çok da bir şey fark etmiyor aslında.
Çelik-İş, TM’den daha kötü; BMİS içlerinde biraz şey gözüküyor da onun da,.. sonuçta o da belli. Yaptıklarına baktığınızda TM’den çok da bir farkı yok. Yani bu açık ve net görülüyor. Zaten biz BMİS ile görüşmüştük, yani biz bu işler bittikten sonra BMİS ile iki üç defa toplantı yaptık. Ayrıca ben ORS direnişinde işçileri ziyaret ettim. ORS’deki arkadaşlarda da aynı sıkıntılar vardı. Tamam sendikadan istifa ettiler -tekrarlıyorum ama önemli bir konu- onun yerine ne koyacaklar; yani TM’den sonra. Bu anlamda bir görüş ayrılığı oldu, bizi bölüp parçalayan. Kimisi dedi “sendikasız devam edelim” ama karşında MESS gibi bir şey varken de sendikasız, örgütsüz devam etmek de çok akıl karı bir şey değil. “Tamam, peki onun yerine ne koyalım?” dediğimizde önümüzde şöyle bir seçenek oluştu: “Çekileceğiz, ‘lanet olsun’ diyeceğiz. BMİS’e üye olacağız ya da duracağız, TM’de kavgaya devam edeceğiz” Bence işçiler mücadele etmesini öğrendiler. O nedenle, istedikleri temsilcileri çıkarmak için zorlayacaklardır diye düşünüyorum.
Oğlun Ölmeden: Direnişten sonra TM’de kaldınız ve kazanımlar
neler oldu sence?
Emre Cevizoğlu: Öncelikle mücadele etmesini öğrendik. Mücadele edince de tabii ki belli kazanımlar elde edildi. Bir şeyler olmaya başladı, mücadele etmeyince bir şey olmuyor. Mesela kavga etti, 4 bin 500 TL ikramiye aldı, maaştan ekstra. Mücadele etti, daha önce itin önüne koysanız yemez öyle yemekler çıkıyordu. Türk Traktör şimdi komple yemekhanesini değiştirmiş, şef garsonlar falan almış. Ne yapmış, yemekte tantuni falan çıkıyormuş. Daha önce servis çok sorunluydu, servis güzergâhları düzeltildi. Şimdi artık mesailerde kalacaksın, kalmayacaksın sorunu olmuyor. Eskiden kalmazsan ihtar yazılırken, şimdi müdürün kendisi gelip rica ediyor; “İşin yoksa Pazar günü mesaiye gelir misin?” diye. Böyle işte...
Şu anda TM’de ki tüm
temsilciler işten atılmışlar. TM’nin içerdeki temsilcileri işveren tarafından tamamen
tasfiye edilmiş; baştemsilciler falan hepsi... 7 Ekim’de bir seçim yapılacak;
içerde TM yeniden seçilebilir ama bu sefer -TM’nin iddiasına göre- sendikanın,
“Temsilcileri, işçi temsilcilerini seçiyoruz” diye sloganı var.
Aidatları düşürdüler.
Önceden bir günlük yevmiye alırken 8 saatlik yevmiyeyi verirken, şimdi 5
saatlik yevmiye almak gibi bir şey var. İşçilere seçimden önce de toplamda 700
liralık bir yardım yapacaklar. Bu tamamen işçileri bölmeye yöneliktir. Bu
yardımı sendika kendi kasasından verecek. Şimdi tüm bunlar durduk yere mi
oluyor? Yani adamın gece rüyasına evliyalardan biri mi girdi? Değil, tabii ki
mücadele verildi ve bunlar kazanımlardır diye düşünüyorum. Bunun meyvelerini de
zamanla alırsın. Olacaktır tabii, bunun bir de bedeli oldu, işten atıldık.
Sonuç itibariyle az da olsa bir kazanım oldu. Bu işçi bunu gördü, “Kavga
vermeden bir şey alınmıyormuş kardeşim...” dedi. Aslında direnişteki taleplerin
birçoğu kabul edildi. Sendika konusunda da,
dediğim gibi TM’nin yerine şu anda bir alternatif bulamadık; lanet olsun, yok
yapamadık. Bağımsız bir sendika kurma fikri de çok zor; yani sadece tek bir
fabrikayla olmaz ki. Birçok fabrikadan bir araya gelecek, o örgütlülüğü
sağlayacaksın. Fabrikalar arası daha birleştirici bir şeye ihtiyaç var. Öyle
bir şey de olmayınca, tüm fabrikaların kendi başının çaresine bakması gibi
yönelime girdi.
Oğlun Ölmeden: Metal kolundaki direnişler ve bir sonraki
direniş için, alternatif sendika oluşumu yaratma zemini var mı sence?
Emre Cevizoğlu: O zamanki koşullar, o zaman daha sert bir şeyle saldıracak MESS. Seçim öncesi olduğu için çok bir şey olmadı mesela, ama seçimden sonra greve çıkan fabrikalarda direkt polis müdahale etti falan. Onu şimdiden söylemek müneccimlik olur, fal bakma gibi... Olur mu olmaz mı bilemem ama şöyle bir şey var işçi artık daha tecrübeli. Sorunun nerede olduğunu işçi sezgisel olarak gördü. Yani bu işi yalnız yapamayacağını gördü, tek bir fabrikayla olmayacağını gördü, birçok fabrikayla birlikte olabileceğini gördü. Bunlara yönelik adımlar da atar mı, atar evet. Yani bir daha ki sefere daha geniş kapsamlı bir grev ne zaman olur, bilemem ama daha tecrübeli olacağını söyleyebilirim. Ama ne yönde gelişir kafamda bir şey yok.
Oğlun Ölmeden: Şu dönemde savaş neden tetiklendi.
Emre Cevizoğlu: Şimdi bizce şöyle bir şey var, ben o zaman da -şu anda da işçi arkadaşların genel görüşü şöyle-, biraz köşeye sıkışmışlık yüzünden oldu diye düşünüyoruz. AKP yapabileceğini yaptı ve kendini tüketti aslında. Halka vereceği bir şey yok, sunabileceği bir şey kalmadı. Bu anlamda da köşeye sıkışmışlık var ve bu sıkışmışlıktan tek çıkış yolu da savaş. Tabii işçi bunu böyle tarif etmiyor. Daha argo küfürlerle tarif ediyor.
İkincisi, Kürtlerle daha
önceden bir pazarlık konusu vardı; adam oturdu ‘çözüm süreci’ falan diye Abdullah
Öcalan’a heyetler gönderdi. “Ben bu işi çözeceğim” diye bas bas bağırdı. Tabii
daha çok kabahati AKP’ye buluyorlar. Kürtlerden çok AKP’de buluyorlar. Benim
konuştuğum işçi arkadaşlar, “PKK zaten PKK; çok bir şey değişmedi. Adam 10 sene
öncede elinde silah tutuyordu, şimdi de silah tutuyor. Adam on sene önce de
yirmi sene öncede adam öldürüyordu, şimdide öldürüyor” diyor. “İşini yapıyor”
diyor. “Onda bir sıkıntı yok” diyor. Biraz da küfür ediyor, daha milliyetçi
şeylerle yaklaşıyor da. Ama “sorun bu tarafta” diyor. “Hükümet görev ve
sorumluluklarını yapmıyor” diyor. Yani daha çok kabahati AKP’ye buluyor.
Mesela o çözüm
süreci işine bulaşmasaydı, hala o geçmişteki şeyiyle devam etseydi, sorun
olmazdı veya şimdi de çözüm sürecini devam ettirse çok bir şey olmuyor. Ama işine
geldiğinde masaya otur, işine gelmediğinde kalk ve tekrar savaş. Seçimden
yenilgiyle çıkınca tekrar savaş. Sonra 400 milletvekili almak için tekrar savaş.
İş böyle olunca da herkeste AKP’ye karşı bir tepki var. Seçim sonuçları ne olur
bilemiyorum ama son gün kararları değişebilir. Eğer AKP’ye oy verirsem “Anamı
avradımı kim ne yapsın…” diye küfrederken seçim günü gider AKP’ye oy verir. Şu
anki durumların seçimle bağlantılı olduğunu en gerici işçi bile böyle
düşünüyor. Aptal değil sonuçta insanlar, az buçuk haber dinliyor…
Oğlun Ölmeden: Nasıl böyle değişken bir ruh haline çabucak
geçiyorlar?
Emre Cevizoğlu: Tam da bizim ruh halimiz. Sendika ile yaşadığımız aynı şey aslında bakarsanız. Çünkü bir alternatif yok. Şimdi biz sendikayı niye değiştiremedik, yerine bir alternatif koyamadık. Döndük dolaştık “lanet olsun” deyip, Türk-Metal’e geri dönüldü. “En azında bildiğimiz bir sendika” dedik. Onun yerine Çelik-İş’i mi koyacaktı? BMİS’i mi koyacaktık? Bağımsız sendika da kuramıyoruz. Öyle örgütlülüğümüz de yok. Halkta aslında aynı şeklinde düşünüyor ve yapıyor. Birebir benzetmek doğru olmaz belki ama, atıyorum, sıradan bir işçi için düşünün grevde farklı bir sendikal alternatifi koyabildik mi? Yok! Gerçekten bütün halkı kucaklayacak bir parti, siyasi yapı var mı? Alternatif olarak göstereceğimiz yok. Onun yerine CHP’ye mi? MHP’ye mi? Üçünden birini tercih edecek… Bir de liderlik bazında düşünüyorlar. Devle Bahçeli’ye oy vermez hayatta. “Konuşmaktan aciz adam...” diyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu’na da vermiyorlar. “Bunların içinde en güçlüsü Erdoğan” diyorlar. Zararını da biliyor kıdem tazminatlarını kaldırma meselesi olsun vs. aslında kendine de zarar verdiğini sınıfsal olarak biliyor ama gene lanet olsun diyor ve gidiyor ona oy veriyor. Bu biraz karşısında alternatif olmamasından kaynaklanıyor.
Oğlun Ölmeden: Aslında Kürtlere yönelik toplumda önyargının
etkisi yok mu?
Emre Cevizoğlu: Bu çatışmalar başlamadan önce, Selahattin Demirtaş ve AKP konuşuluyordu. Herkeste şu vardı; “ Selahattin Demirtaş’ı alıp herhangi bir partiye koyun, bu parti birinci çıkar...” Diğer muhalefet partilerine göre söylemleri çok iyiydi ve işçilerde de bir sempati uyandırıyordu yavaş yavaş. Gerçekten de birkaç arkadaştan “Selo Başkana mı versek? Ne yapsak?.. PKK’li falan ama verelim gitsin bu sefer de onu deneyelim,” gibi şeyleri de duymaya başlamıştım. Bunun etkisi yavaş yavaş çıkıyordu. Sonuçta Selahattin Demirtaş’ın buna yönelimi daha bir iki senelik bir şeydir. Çok öyle derin bir şeyi yoktu öyle değil mi? Bir iki sene sonra da bu halkımız çatışmayı da unutur. Şu çatışmalar olmasaydı, Selahattin Demirtaş daha da popülerleşiyordu. Özellikle kişilik olarak halkta, işçilerde de bir sempati vardı. İşte Soma’da katliamdan sonra orada miting yapan tek lider odur. Tamam, Cumhurbaşkanı ziyaretine gitti ama o devlet olduğu için mecbur gidecekti ama hiçbir muhalefet partisi Soma’ya gitmedi. Ama Demirtaş gitti. Söylemleri olsun, kıdem tazminatı konusundaki tutumu olsun uzun lafın kısası bir sempati uyandırıyordu, ta ki çatışmalar başlayana kadar.
Oğlun Ölmeden: ORS işçilerini bizde ziyarete gittik. HDP
Polatlı ilçe binasını yakanların içinde ORS işçileri de varmış bu konuda ne
söylersin?
Emre Cevizoğlu: Kendi tecrübemden anlatayım bunu. Şimdi grev sırasında fabrika idari binasının önüne yürüdük eylem yapıyoruz, omuz omuza sloganlar atılıyor. Bizim fabrika idari binasının yanında da bir Atatürk büstü var, 10 Kasım’larda, 29 Ekim’lerde orada etkinlik olur genelde. Fabrika yönetimi düzenler. Orada toplandık, tesadüf oldu. Birisi çıktı “Bir dakika saygı duruşunda bulunalım, İstiklal Marşı okuyalım” dedi. Ben de kabul etmedim bunu, “tamam bir dakika saygı duruşunda bulunalım ama İstiklal Marşı okumayalım” dedim. Daha sonra kitleyi yerine götürdük. Daha sonra da arkadan birisi Tekbir atmaya başladı, belli ki MHP’li onu da susturdum. Daha sonra birçok eleştiri geldi: “Niye marş okutmadın, niye tekbir attırmadın” falan filan diye. Şöyle bir şey oldu, ben de orada gereken açıklamayı herkese yaptım: “Aramızda Atatürk’ü sevmeyen arkadaşlar olabilir; şimdi sen adamı zorla saygı duruşunda bulundurup İstiklal Marşı okutmayabilirsin. Birçok muhafazakâr insan Atatürk’ü sevmiyor. Aramızda Alevi arkadaşlar var, Kemalist arkadaşlar da var; onlar da tekbir atmak istemiyor. Dolayısıyla biz eylemimize siyasi söylemle bizi bölen mezhep, dini veya ideolojik şeyler uygularsak bölünürüz. İstediğimiz işçi hakları doğrultusunda olursa bölünmez, aksine daha bir sıkı çıkarız” dedim.
Sonuçta burada Kürdü de,
Alevi’si de, Sünni’si de, ateisti de var. Keza Cuma Namazı kılıyor işçiler,
fabrika bahçesinde yaş çimenin üstünde; ben de kılmadım. Köşede duruyorum, bayağı
da bir arkadaş kılmadı, hemen orada sol tarafta da arkadaşlar oturduk yemek
yiyoruz. Türk-Metal öyle bir resim çekmiş. Biz orada yemek yerken arka planda
işçiler Cuma Namazı kılıyor; “Hemen başınızdaki adamlar ateist” demiş. Ben de
orada gereken açıklamayı yaptım arkadaşlara: “Bakın, böyle şeyler olunca bunu
böyle kullanıyorlar.” O bizim için iyi bir ders olmuştu.
İşçi gidiyor HDP
binasını taşlıyor, bir yandan da greve çıkıyor ve 13 gün dayanıyor... Bir de
şöyle bir şey olmuştu; grevde en çok dayanan işçiler muhafazakâr işçilerdi, ilk
başta kaypaklık eden solcu işçiler olmuştu. Daha doğrusu kendine ‘solcuyum’
diyen işçiler... Grevden önce asıp kesip biçenler, “Burayı yakmalı, yıkmalı,
ele geçirmeli” lafları edenler... Gezi’de polise taş atmakla övünen işçiler
ortada yoktu. Böyle olunca bir tezatlık oluşuyor. 13 gün yağmur çamur demiyor
ve MESS’e, patrona karşı direniyor. Bir yandan da gidiyor bunları taşlamalı,
yakmalı yıkmalı… Bu biraz bilinçle ilgili bir şey bence. İşçi biraz yaşayarak
öğreniyor. Mesela siz bu bilince ulaşmak için birçok kitap okumuşsunuzdur. İki
gün boyunca bu konuyla ilgili anlatırsınız... İşçi hayatı böyle öğrenmiyor.
Biraz mücadele ederek öğreniyor, kavga ederek öğreniyor.
ORS’ye ben de gitmiştim.
Bir yandan şehitler derken bir yandan da jandarmaya küfrediyor. Jandarmanın
kimin jandarması olduğunu orada yaşayarak öğreniyor. İşçi okuyarak, araştırarak
değil de -kafasını taşlara vura vura- kavga ederek öğreniyor. Ben 6 yıl çalıştım,
bu yıl içinde sendika şöyle olmalı diye anlatırken onlar direnişte yaşayarak 6
günde öğrendi. Sonuç olarak işçi mücadele etmediği zaman birilerinin etkisine
giriyor. Mücadele ettikçe işçi kendi kabuğunu buluyor. Kim iktidardaysa onun
şeyi de geçiyor. İdeolojisi mi dersiniz? Siyasi ütopyası mı dersiniz? Mücadele
edince bunlardan kurtuluyor. Mücadele etmeyen bir işçinin kendiliğinden
bilinçlenmesi beklenemez. Bana göre anormal bir durumda yok aslında. Düşünün
her işçi kendisi okuyor, araştırıyor, haklarını arıyor… Tabii sizin işiniz daha
kolay olurdu.
Oğlun Ölmeden: Peki savaşta neden hep yoksullar etkileniyor?
Emre Cevizoğlu: Yoksulun işi budur. Benim bilincime göre yoksul çoğunluğu oluşturuyor. Zenginler de az bir kesimi oluşturuyor. Basit bir mantıkla düşünürsek, ‘Benim çalıştığım fabrikanın müdürü ve sahibi çocuğunu askere yolamıyordur’ diye düşünüyorum. Etkilenmez, dolayısıyla para her şeye çözüm oluyor. Mesela bir örnek verecek olursam, İbrahim Tatlıses kafasından vurulmuştu. İşçiler şöyle düşünüyor “İşte paranın gücü!” Biz merdivenden düşsek kafamızı vursak, bizi hastaneye yetiştirinceye kadar beyin kanamasında ölürüz. Herifin kafasına kalaşnikofla iki mermi sıktılar, herifi götürüp iyileştirdiler. Paranın gücü. İşçi buradan yola çıkıyor. Paran varsa ölüm de sana uzak kalır, hastalık da uzak kalır, yoksulluk da uzak kalır, savaş da uzak kalır. Yoksulsan, iş kazasıyla da ölürsün, savaşta da ölürsün, açlıkta da sürünürsün.
Oğlun Ölmeden: Sizce, Kürt sorunu nasıl çözülür?
Emre Cevizoğlu: Bence Kürt sorunu ayrılarak çözülür. “İki halk bir arada yaşar,” deniyor ya bence bunun bir arada yaşaması olanaksız gibi geliyor. Adamların birtakım hak ve talepleri var. Toprak çok da fazla bir şey ifade etmiyor bence. Herkes işine baksın. Onlar kendi işine biz kendi işimize bakalım…
Ben Türk Traktör’de
çalışırken tornacıydım. Makinalar Japon ürünü, kullandığımız kesici aletler
Almanların, ürettiğimiz traktör İtalyan menşesi. Japon tezgâhlarında, Alman
kesici takımlarıyla İtalyan menşesi traktör üretiyoruz. Tamamen işçilik bizden,
herkes parasını alıp gidiyor ve bize de bin 200 veriyor. İş bitiyor. Mesele
sadece dil falan filan değil. İsteyen istediği dili konuşsun. Sorun bence dil
değil.
Mesela ben, Almanya’ya
gitsem, deseler ki bana, “3 bin Euro vereceğiz, ama Türkçe konuşmayacaksın
Almancayı öğreneceksin.” Bunu herkes kabul eder. Kürtlerin bence en çok şikâyet
ettikleri konu Doğu’nun gelişmemiş olmasıdır. Adam İstanbul’un üstüne üç köprü
yapıyor da Zap’ın üstüne bir köprü yapmıyor. Askerliğimi Hakkâri’nin Dağlıca
bölgesinde yaptım ve birebir gördüm oraları. Orada Kürt halkına yapılan
haksızlığı, zulmü gördüm. Adam çivi çakmamış 90 yıl boyunca. Hala hastalarını
kaç kilometre kızakla götürüyorlar. Ankara’da, İstanbul’da koşullar farklı,
orayı ötelersen adam da başka yere gider tabii ki.
Türkiye’de asgari ücret
5 bin lira olsa, Türk Traktör Adapazarı’na açılacağına Diyarbakır’a açılsa Kürtlerin
ben bu kadar şikâyet edeceğini düşünmüyorum. Bakın Japonya üç dört adadan
oluşuyor dünya üretiminin yüzde 30’nu yapıyor. Doğu’ya yatırım yapılmamış. Bunu
biz yapmışız. O hale biz getirmişiz. Oranın Türkiye toprakları içinde olması
bir yarar da vermiyor. Halkı da kendine milliyetçilikle yedekliyor. “Kimseye
bir karış toprak vermem” falan filan... Bunu yapınca sanki uzaya çıktın da… Özerklikten
bahsettiniz ama bununla çözüleceğini düşünmüyorum. Özerklik sağlandı insanları
açlıktan öldürürsen ne anlamı olur. İşte Antep’te işçiler ayda 600’e çalışıyor
ve günde 12 saat. İşte HDP’nin içinde de sefalete çalıştıran iş adamları var.
İşte İspanya’da ayrılan Katalanya bölgesi. İspanya bölünmesin diye işte şu
kadar para, şu haklar dendi. Birçok yatırım sözü verildi. Bence belli bir altyapı
oluşmadan özerkliğin olması yeterli gelmiyor.
Oğlun Ölmeden: Savaşa karşı işçiler ne yapabilir sizce?
Emre Cevizoğlu: Çok işçiyle bu konuyu konuştuk aslında. “PKK geliyor insanları vuruyor” diyorlar. Bunlar 10-15 sene öncesi düşüncelerdi. “Amerika’nın uşaklarıdır” deyip çıkıyordu; “İsrail’in beslemeleri” deniyordu o zaman. “Gelip Türkiye’yi karıştırıyorlar” deniyordu. Ama şimdi mesela 80 milletvekiliyle geldi ve çatır çatır iktidarla pazarlık yapıyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder