Depo Antrepo-Sen Başkanı Murat Bostancı ile "Oğlun Ölmeden Kampanyası"na ilişkin konuştuk
Oğlun Ölmeden: Kendinizi tanıtır mısınız?
Murat Bostancı, Depo Antrepo-Sen Genel Başkanı’yım.
Oğlun Ölmeden: Sizce bu savaş neden tetiklendi?
M.B.: Savaş Türkiye’de 7 Haziran
seçimlerinden sonra tek adam başkanlığı yüzünden başladı. Bütün mesele tek
adam başkanlığı uğruna bir anda başlatıldı. Devletin, sistemin, hükümetin
politikaları yüzünden başladı.
Oğlun Ölmeden: Savaşta hep yoksul çocukları ölüyor. Bu konuda bizlere neler söyleyebilirsiniz?
M.B.: Türkiye’deki sisteme dayalı bir durum bu; Türkiye’de
parası, pulu, ekonomik durumu iyi olan, zengin olan zaten askere gitmiyor. Ya
paralı olarak bunu hallediyorlar, başka meseleleri de bir şekilde aşıyorlar ve
askere gitmiyorlar. Burjuvazinin askere gitmek gibi bir derdi yok. Askerlik
gibi bir kaygısı da yok. Askere giden de yalısının yanında askerlik yapıyor.
Yani zenginler, egemenler bir şekilde aşıyor. Ama Anadolu’nun farklı
kesimlerinden yoksul çocukları, zorunlu askerlik şartından dolayı askere
gönderiyorlar. İsteyerek gittiklerini zannetmiyorum açıkçası.
Oğlun Ölmeden: Sizce Kürt sorunun çözünü nasıl olmalı?
M.B.: Kürt sorununun çözümü, demokratik yollardan olmalı ama
öncelikle barış süreciyle olmalı. Bunu yaparken de sadece bir kesimin yani
sadece hükümetin değil, sendikaların, derneklerin, sivil toplum örgütlerinin,
hatta yerel örgütlerin de içinde olduğu -çünkü bu mevzu sadece bir bölgede
yaşayanların sorunu değil-, Edirne’de, İzmir’de...yaşayanların da sorunu.
Barışçıl, demokratik bir şekilde bir araya gelinip çözülmesi gerekir.
Oğlun Ölmeden: Savaşta işçiler nasıl bir tutum sergilemeliler.
M.B.: İşçiler, savaşın, ırkçılığın olduğu her şeye karşı
durmalılar, dolayısıyla bir yerde savaş varsa orada kimin canının yanacağı
belli olmuyor. Bunlar en çok da ülkenin yoksullarına, Türkü, Kürdü, Lazı,
Çerkezi... farklı etnik kimliklerde insanlarına ateş düşüyor. Dolayısıyla
askerden de gerilladan da yoksul çocukları ölüyor. Bu savaşta olan yoksullara
oluyor.
İşçiler kendi yaşadıkları mahallelerde,
çalıştıkları işyerlerinde her şeyden önce bu ayrımcılığa, ırkçılığa karşı
durmalılar! Bunu yaparken de herkesin kardeş olduğunu ve halkların kardeşliği
şiarına inandıklarını dile getirmeliler. Dolayısıyla bu savaş sistemin getirmiş
olduğu bir durumun sonucu olarak ortaya çıkıyor, bu nedenle işçiler barışı daha
fazla haykırmalı ve birisine karşı -bu her kim olursa olsun- ayrımcılık
yapıyorsa karşı çıkmalılar. Bir arada kardeşliği büyümeye işyerlerinden,
fabrikalardan başlayarak Türkiye’nin her tarafına yaymak gerekiyor.
Kürdistan’daki ateş harlandıkça ve büyüdükçe geç kalmış olacağız ve aşılmaz
yerlere doğru gitmeden müdahil olunması gerekiyor açıkçası.
Oğlun Ölmeden: Söylemek istediğiniz başka bir şey var
mı?
M.B.: Türkiye’de sendikalara, derneklere, çok büyük işler
düşüyor. Sendikaların işyeri temsilcileri, işyeri komiteleri var. Sendikalar,
işçilerle yapmış oldukları haftalık, aylık toplantılarda sürece dair konuları
anlatmalılar. Çünkü herkes kendi kapısının önünü temizlerse, her yer temiz
olur. Dolayısıyla bütün çalışma alanlarında barış şiarını ve kardeşliği
yayarsak, yapılan ırkçılığa, ayırımcılığa karşı arkadaşlarımızı bilinçlendirirsek,
adım atarsak, birbirimizden farkımız olmadığını herbirimizin anlaması sağlanır.
Irkçılık arttığı zaman insanlar komşusunu
tanımaz hale geliyor. Etnik kimlik ayrımcılıklarını ortadan kaldırmalıyız.
Hakkari’de, Şırnak’ta, Van’da çocukların ölmesi eğer bir Türk’ün yüreğinde acı
hissettirmiyorsa bu çok kötü bir durum. Bir asker annesi ile Kürt ananın
acısının farkı yok, ikisi de bizim acımız. Dolayısıyla acının rengi olmaz, ateş
düştüğü yeri yakıyor.
Annelerin, babaların yan yana geldiği ve
süreci birlikte göğüslemek için yan yana gelmek gerekiyor. Sosyal medyayla,
basınıyla bunu yaymak gerekiyor. biz yapacağımız her şeyi yoksullar için
yapmalıyız, yoksa zenginler bir şekilde yolunu bulup başka yerlere giderler,
ama bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Yaşadığımız yer, memleketimiz burası,
burada kardeşçe yaşamalıyız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder